28 Aralık 2009 Pazartesi

Ülker Maçı ve Hakem Sorunsalı...


Beko Basketbol Ligi'nde bu sene ki en ciddi iki rakibimizden biriyle Abdi İpekçi'de karşılaştık Pazar günü. Maçtan önce tahminlerde bulunulduğunda herkesin aklına ilk gelen şey, rakibimizin Ülker olmadan önceki zamanlarından beri deplasmanda kazanma problemimizin olduğuydu...


İşin saha boyutunda ise yüksek bütçeli rakibin derin kadrosu karşısında takım savunması ve hücum ritmi adına en önemli oyuncularımızdan Brad Newley'nin olmaması bizim en büyük problemimiz olarak göze çarpıyordu. Bunun yanında daha önceden de belirttiğimiz pivot eksiğini Fedor Likholitov transferiyle kapatmamıza rağmen Rusya'daki noel tatili sebebiyle oyuncunun lisansının yetişmemesi de bizim için bir handikaptı..


Rakipte ise Mirsad, Ömer Aşık ve Greer gibi 3 önemli oyuncunun olmaması bizim için bir avantaj olarak görünse de, derin kadro içerisinde bizim kadar etkilenmedikleri bir gerçekti. Greer oynamasa siyah-beyaz renkleri görünce dayanamayan Mrsic, Ömer yoksa Oğuz Savaş, Mirsad yoksa Preldzic'in bulunduğu bir ortamda büyük bir problemin olmadığını görme çok da zor olmasa gerek..


Bu sene büyük takımlara karşı oynadığımız maçlarda yediğimiz sayılar göz önüne alındığında, bu maçta savunma konusuna ekstra bir gayret göstermemiz gerektiği görünen gerçeklerden birisiydi. Hücum konusunda aşağı yukarı belirli ritmimizin olduğu bir ortamda yapılacak iyi savunma bizim için maçı kazanmak adına kilit noktaydı..


Fakat maçın gidişatı savunma konusunda pek de bizim istediğimiz doğrultuda gitmedi. Hücum ritmimiz geçmiş maçlarla aşağı yukarı aynı gitmesine rağmen rakibimizin hücum potansiyeli yüksek bir takım olması bizi sürekli skorda geriden gitmeye mahkum etti. Devrenin sonuna doğru kısa bir süre Chatman'ı dinlendirirken yapılan top kayıpları farkın çift hanelere çıkmasına yol açtı, Haluk ve Chatman'la bulduğumuz sayılara rağmen devre sonunda yediğimiz basketle ilk yarıyı 9 sayı geride kapattık..


Maça ortak olabilme adına artık savunmayı sertleştirip rakibin ritmini bozmak gerektiği apaçık belliydi. Nitekim 2.yarının başında bunu gerçekleştirmeyi başardık. Fakat bu noktada yıllardan beri taraflı olduğunu çok açık şekilde belli eden Basketbol Federasyonu'nun hakemleri tarafından maç farklı boyutlara doğru götürülmeye başlandı. Baxter'a yapılan çok açık foulü görmezden gelen hakemler Baxter'ın itirazlarına teknik faul çalmayı tereddütsüz gerçekleştirdi. Fakat olayın hemen ardından gerçekleşen bir pozisyonda üzerine doğru koşan 2 tane Ülker'li oyuncuyu görmezden gelip çok kibar şekilde sakinleştirmeyi başarmaları taraflarını açıkça belli etti, çeyrek sonunda Cevher'in yaptığının aynısını yapan provokatör oyuncuya teknik faul çalmamaları da bunu gözler önüne sermeye yetti..


Bunlara rağmen son çeyreğe 1 sayı farkla önde girip çeyrek başında Cevher'in üçlüğüyle farkı 2 baskete çıkarmamıza rağmen savunmayı sertleştiremediğimiz için önce Oğuz'dan yediğimiz basket ve peşine Mrsic'in bulduğu 3 serbest atış maçta tekrar geri düşmemize neden oldu. Bu noktada tekrar öne geçmek adına yaptığımız acele atışların bize 3 sayılık basketler şeklinde geri dönmesi bir anlamda takımın gardını düşürdü. Ters eşleşmelerden sayıları doğru şekilde bulan rakip, skoru korumayı başardı. Maçın bitimine 1 dakikadan az bir süre kala maç 91-96 iken Cevher'le kullandığımız boş üçlüğünün çemberde gezinip içinden çıkması bizim için maçın sonucunu ilan eder nitelikteydi, yaptığımız taktik fauller işe yaramasına rağmen doğru atışları kullanamamız da maçın sonucunu belirledi...


Bu maçla birlikte bu sezon ligdeki 3. mağlubiyetimizi almış olduk ve kötü olan şu ki bu maçların ikisini şampiyonluk mücadelesi vereceğimiz takımlara karşı kaybettik. Küçük maçlarda bize büyük bir artı kazandıran hızlı hücum felsefesi zorluk derecesi fazla olan maçlarda başımıza iş açabiliyor, bu sistemi büyük maçlarda biraz da olsa gözden geçirmemiz gerekebilir diye düşünüyorum. Dirençli ve hareketli bir savunmamız olduğu gerçek fakat kadrosu derin takımlarla oynadığımızda hızlı oyun bizim takımı daha fazla yorduğundan rakibe avantaj olarak dönebiliyor. Bu sorunu çok güvendiğim Burak Hoca'nın çözeceğine can-ı gönülden inanıyorum..


Son söz: Dön artık Newley..

0 yorum:

Yorum Gönder